0

DEFLASYON-DEPRESYON-RESESYON-STAGFLASYON-DEVALUASYON-REVALUASYON

DEFLASYON-DEPRESYON-RESESYON-STAGFLASYON-DEVALÜASYON-REVALÜASYON

Fiyat genel seviyesindeki sürekli ve artan oranlı artışın, iktisat bilimindeki yerinin enflasyon olarak tanımlandığını ve enflasyonun da nedenlerine bağlı olarak türlerini geçen iki yazımda belirtmiştim.

Bugünde, yine iktisat literatüründe geçen ve halk arasında pekte anlaşıldığı söylenemeyen ve hatta karıştırılması da mümkün olan diğer kavramları açıklamanın bir iktisatçı olarak misyonum olduğu kanaatindeyim. Bu misyonumdan hareketle de, açıklamalarımı her zaman olduğu gibi akademik bir dilden ziyade, halkın anlayabileceği bir dili tercih etmeyi uygun gördüm.

Bu bağlamda, bir ekonomide iktisadi faaliyet alanlarının hacminde genel bir daralma durumu söz konusu ise bu ekonomi için deflasyon yaşıyor demek mümkündür. Buna göre de deflasyon içinde bulunan bir ekonomide, milli gelir ve istihdam düşer. Öte yandan stoklar büyür, işsizlik artar ve fiyatlar düşer.

Sanki enflasyonun tersi deflasyondur ve de madem enflasyonun tersidir demek fiyatlar genel seviyesinde bir yükselme değil aksine düşüş yaşanacak bu da halk arasında iyi bir şeydir gibi algılanabilir. Ama bakınız ki, aslında hiçte iyi bir şey değildir. Çünkü,  halkın satın alma gücü düşük olduğundan fiyatlar düşmektedir. Peki neden halkın satın alma gücü düşüktür? Çünkü, işsizlik artmaktadır, buna bağlı olarak da milli gelir daralmaktadır. Eee, gelir olmayınca da insanlar tüketemeyecek yani talep yaratılamayacaktır. Dolayısıyla da daha önceden üretilmiş olanlar dahi stok sorunu açısından başa bela olacaktır. Düşünün mal var üretmişsiniz ancak bu malları satın alabilecek babayiğit tüketici yok. Bu durumda siz bu malları korumak için yani stoklarınızı muhafaza edebilmek için ek maliyetlere de göğüs germek zorunda kalacaksınız.  O halde böyle bir durumda Keynes’inde ifade ettiği gibi toplam talep yetersizliği yani toplam talebin toplam üretimi karşılayamaması durumu söz konusu olacaktır.

Eğer ekonomik duraklama daha da ilerlerse, ekonomide bu kez depresyon ‘a girme durumu ile karşı karşıya kalınır.

Deflasyonun depresyona çevrilmemesi için de önlem talebi artırmaktır. Buda ancak harcamaları teşvik etmekle mümkün olur ki, zaten ekonomide halk arasında bir gelir ya da satın alma gücü darlığı çekiliyor, o halde harcamaları nasıl ve kim aracılığıyla artırabiliriz derseniz, Devlet Harcamalarını artırmak bu yanlı bir çözüm olarak görülebilir. Ya da vergileri kısıp üreticilerden vergi yükünü daraltmak suretiyle oluşacak ilave katkıyı da istihdama yöneltmek suretiyle çözebilirsiniz.

Ne var ki, böyle bir durumdan çıkmanın çözümünde, sadece bu tür maliye politikalarına yüklenmemelidir. İlaveten para politikalarını da devreye sokarak özellikle faiz oranlarını aşağıya çekerek yatırımları özendirmek bu bağlamda da istihdam yaratmak önemli bir unsur olarak görülmelidir. Ancak, dış alem gelirleri ve giderleri arasında oluşan dış ticaret açığı ile cari açık durumunda olan bir ülke söz konusu ise ve bu ülkede parasal hayatını faiz oranlarının yüksek olmasıyla oluşan sıcak para kanatlı bir dünyasının var olduğu göz önünde bulundurulursa, bu kez de döviz girişi bu açıdan sağlanamayacaktır. Hoş zaten böyle bir durumda gelen dövizler babasının hayrına o ülkeye gelmemektedir. İşe eğer ki iç ekonomide kendi yağıyla kavrulan bir iktisadi güce sahipseniz, yatırımların artması yine sizin ülke yatırımcılarınızdan sağlayabiliyor ve ortaya çıkan gelir dağılımına bağlı bir harcama artırıcı senaryolar kurgulayabiliyorsanız depresyona girmeden deflasyondan çıkmış olursunuz.

Buradan hareketle resesyon kavramına değinecek olursak, bir konjonktür dalgası olarak karşımıza çıkan bu iktisadi vaka da, her ne kadar iktisadi faaliyetlerde duraklama, gerileme, işsizliğin artması ve milli gelirin düşmesi gibi, tıpkı deflasyona benzetilse de farkı dediğimiz gibi ekonomik konjonktür dalgasına bağlı olarak, aynı kalp grafiği çektirmişseniz eğer, orada yer alan kalp vuruş anındaki sıçramalarda zirve yapan durumdan, duraklama durumuna geçtiği anın bir benzeridir. Aslında işlerin zirve yaptığı bir durumda ani bir duraklama anı resesyonu tarif edebilir. Bu bakımdan da depresyondan daha tercih edilir ki, depresyon resesyonun ileri halidir. Yani önce pozitif eğimli bir ekonominin tepe noktasına ulaşması durumundayken duraklığa geçen ekonomimin durumu resesyon, bu durumun devam etmesi ve de ekonomiyi tamamen daraltmaya yükseltmesi ise deflasyon, deflasyon ortamının uzun sürüp, işin içinden çıkılamaz bir hal alması nedeniyle artan işsizlik ve satın alamamazlık korkusu akabinde depresyonu doğuracaktır.

Stagflasyon ise, kelime kökenine indiğimizde de göreceğimiz üzere hem durgunluğun hem de enflasyonun olduğu bir ekonomik duruma işaret etmektedir. Şöyle ki, İngilizce’de stagnation = durgunluk, inflation = enflasyon kavramlarına denk düşmektedir. Bu bağlamda stagflasyon da durgunluk içinde enflasyonu ifade etmektedir. Yani ekonomide aynı anda hem işsizlik, hem de enflasyon durumu söz konusudur. Aslında hatırlarsak enflasyonu, maliyetlerin fiyata yansımasıydı ve bu maliyetlerin temel nedeni olarak da işgücü maliyeti görülmekteydi. Oysa, işgücünün artması yani istihdam ekonomi için istenen bir durumdur. Ne var ki, istihdamın artması demek ki, bazı durumlarda da maliyet etkisi yaratacağından fiyatları artıracaktır. Bu durumda stagflasyon durumu aynı zaman da iktisadi bir paradoks yani çelişki durumunun bir eserirdi diyebiliriz. Gerçekten de iktisatçı Philips’in adının verildiği bir çalışmadan da görüldüğü üzere, enflasyon hızının yükselmesi işsizlik oranının düşmesine, işsizliğin artması da enflasyonun yavaşlamasına yol açacaktır. Yani yukarıya tükürsek bıyık aşağıya tükürsen sakal durumu iktisatta bu durum için de söylenebilecek en güzel sözdür diye de düşünmüyor değilim hani.

Dolayısıyla eğer ekonomide bir tarafta fiyat artışları bir tarafta da işsizlik durumu hakimse, istihdamın maliyet unsuru olduğu da dikkate alınarak sendikaların devreye girmesi ve makul ücretlerin tanımlanması gerekir ki, işgücünün satın alma gücü ve de üreticinin üreteme yeteneği güç kazansın diyebiliriz.

Devalüasyon ise, Milli paranın yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi durumunu ifade etmektedir. Ancak, milli paranın yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi hususu özellikle sabit döviz kuru sisteminde hükümetlerin aldığı bir kararla resmi döviz kurunu yükseltmesi ile mümkündür. Özellikle, ödemeler bilançosu açıklarını gidermek için kullanılan devalüasyon, ithal mallarının milli para cinsinden fiyatlarını yükseltir, dolayısıyla da ithalatın daralmasına katkı sağlar. Öte yandan düşen milli para değerine bağlı olarak yerli ürünün fiyatı da bu bağlamda yabancılara cazip geleceğinden ihracatı artırıcı etki yaratmış olur.

Revalüasyon ise, devalüasyonun tersi olarak kabul edilir. Ve buna göre de milli paranın yabancı paralar karşısında değer kazanması durumunu ifade eder ki, bu da hükümetin sabit döviz kur uygulaması anında, dış dengeyi sağlamak amacıyla resmi döviz fiyatını düşürme işlevini ifade eder.

Peki yabancı tasarrufların ülkemizde yabancı yatırımımı sermaye piyasasında ya da artan faiz oranlarından yararlanma da aynı etkiye verebilir mi?

Mesela, ülkemizde artan TL’ye karşılık faiz oranları, dolayısıyla yabancı ülkelerde tasarrufçuların iştahlarını kabartabilecektir. Dolayısıyla, yabancı tasarruflar, ülkemize gelip artan TL faiz oranlarından dolayı kendi paralarını (diyelim dolar) bizim ülkemizde TLye çevirip, sisteme dahil olacaktır. Ancak, onların değiştirdiği dövizlerin arzı artacağından dolayı TL karşısında dolar (döviz) bolluğundan dolayı değer kaybedecek, TL ise daraldığından dolayı değerlenecektir. Yani bu yönde de bir revalüasyon yaşanmasına neden olacaktır.

Hadi bakalım buradan devam ederim nereye kadar gidecek bu durum? Yabancı tasarruf sahibi TL’den elde ettiği faiz geliri ile oluşan kendi cebindeki TL’yi kendi ülkesinde harcayamayacağına göre giderken kendi parasıyla değiştirmek durumunda kalacaktır. Bu durumda zaten düşük kursa sahip olan parasını bu kez kendi parası cinsinden çok paraya çevirecektir. Yani tabancı arkadaş hem TL cinsinden hem de kendi parasının TL karşısında düşük durmasından kaynaklanan bir parasal değer yaratacaktır. Oh ne ala! Demek ki, konvertbil bir paranız ( genel kabul görmüş, likiditesi yüksek)  varsa HER YER AMERİKA.

Madem fiyat hareketleri dedik, döviz kurları dedik ve bağladık “HER YER AMERİKA” diye, yarın ki yazımızı da bu başlıkla açalım diyorum. Ve ekleyelim konvertbil paranın önemi, nasıl her yeri Amerika yapar, yarın görelim. Sevgi ve saygılarımla.

YORUM YAP

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>